|
BASINA VE KAMUOYUNA
Bilindiği gibi 28 Şubat Süreci , 28 Şubat 1997 tarihinde MGK tarafından alınan kararlarla başlayan sürecin siyasal ve toplumsal hayata etkisi halen de olan sürecin adıdır. Biz kamuoyunda 28 Şubat Süreci olarak bilinen postmodern müdahaleyi ve bu süreçte yaşanan hak ihlallerini kınıyoruz.
Önceki açıklamalarımızda da kamuoyuna açıkladığımız gibi Her şeyden önce 28 Şubat süreci, çok partili siyasi hayata, kişisel ve kamusal özgürlüklere karşı gerçekleşmiştir. Siyasi hayata müdahaleyi ana amaç edinen süreç yetkilileri ve kurumları toplumsal hayatı uzun yıllar derinden etkileyecek şekilde Anayasada tarifi yapılan en temel hak ve özgürlükleri ihlal etmişlerdir.
28 Şubat Sürecinde arzulanan sonuçlar, açık bir askeri müdahale ile değil, medyatik linç ve Yargı eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu süreç boyunca bazı yargı mensupları yasalara aykırı olarak bir kısım askeri yetkililerce brifinge tabi tutulmuş, gerçekleştirilmek istenen sonuçlar yargı mensuplarına dayatılmıştır.
28 Şubat sürecinde alınan kararlar etkisini devam ettirmektedir. Eğitim alanında başörtüsü yasağı, imam hatip Liselerine uygulanan katsayısı adaletsizliği, başörtüsü yasağını sokağa da taşırmaya yönelik kararlar biçiminde bu sürecin geniş kesimlerde oluşturduğu mağduriyetler devam etmektedir.Yargı verdiği bazı kararlarla en temel insan haklarından olan İnandığı gibi yaşama hürriyetini ihlal etmektedir.Anayasanın temel ilkelerinden olan Eşitlik İlkesini İhlal etmekle toplumsal barışa zarar vermektedir.
28 Şubat sürecinde bir korku devleti yaratılmış ve haliyle halkın büyük bir çoğunluğu baskı altına alınmıştır. Sadece siyasi alanı baskılamakla kalınmamış, eğitim alanından ibadete kadar birçok alanda özgürlükler kısıtlanmıştır. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamasıyla İmam Hatip okulları kapatılma noktasına getirilmiştir. Bu süreçte, memur, işçi, esnaf arasında ayrımcılığa gidilmiş sermaye bile renklendirilmiş ve zaman zaman mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir. Dernek ve vakıflara ilişkin örgütlenme hakkı açık hukuk normlarına rağmen kısıtlanmıştır.
On binlerce başörtülü öğrenci, ya katı laiklik anlayışıyla veya siyasi parti tercihleri nedeniyle okullarından atılmış, mevzuatta olmayan bir fiili engellemeyle hayatın her alanından adeta tecrit edilmişlerdir. Bu uygulamanın, mağdurların hayatında psikolojik bir çöküntüye neden olduğu, onları hayatın olağan akışından kopardığı, bilimsel ve mesleki üretimden ayırdığı, bu yönüyle başörtülü insanların anayasal birçok haklarının ihlaline neden olduğu ortadadır. En başta bu uygulama kadına karşı ayrımcılıktır. Öğrenim hakkının ihlali, çalışma hakkının ihlali ve din ve vicdan hürriyetinin ihlalidir. Uluslar arası birçok hukuk normuna aykırı olan bu ihlaller, 28 Şubat sürecinin bir devamı olarak devam etmektedir.
Olağanüstü olarak tabir edebildiğimiz 28 Şubat süreci ifade özgürlüğünü de ihlal etmiştir. Basında tanınmış birçok değerli köşe yazarı, asılsız ithamlara maruz kalmış, kimi zaman andıçlarla bazı özgürlükçü köşe yazarları üzerinde baskı uygulanmıştır.
28 Şubat süreci, neden olduğu haksız kararlar ve uygulamalar ile uzun zaman siyasi hayatta tıkanmaya neden olduğu gibi, ülke ekonomisinin krizle sonuçlanan bir girdaba sürüklenmesine de sebep olmuştur. Ayrıca kimi siyasetçi-medya-işadamları bu süreç boyunca devletten haksız olarak nemalanmış, böylece servetlerine haksız servet katmışlardır. Daha sonra yaşanan banka hortumlamaları bunun en açık delilidir. Ülke insanları bunun bedelini, hak etmedikleri halde ekonomik ve sosyal krizlerle ödemek zorunda kalmışlardır. Kısacası kaybeden yine halk olmuştur.
28 Şubat sürecinin toplumda yarattığı etki ve bu süreçte yaşanan tahriplerin tamiri ümidiyle büyük teveccüh gösterilerek tek başına iktidara getirilen mevcut siyasi iktidar, geçen sürede bu beklentilere cevap veremeyerek hayal kırıklığına sebep olmuştur.
Hukuki Araştırmalar Derneği olarak 28 Şubat sürecinde yaşanan ve halen de başta başörtüsü yasağı olmak üzere devam eden tüm hak ihlallerini kınıyoruz. 28 Şubat sürecinin uzantısı olan bir takım uygulamaların kaldırılmasını istiyoruz. Hukuk normları, en temel hak ve özgürlüklerin kısıtlamasına yol açacak şekilde, darbeci bir mantıkla yorumlanamaz. Bu konuda toplumsal mutabakatın olduğu açıktır. Kaldı ki haksız uygulamalardan vazgeçmek için toplumsal mutabakat şartı aranmamalıdır. Ayrıca eğitim alanındaki sorunları temelden çözmeyi öngörmeyen günübirlik düzenlemelerle, af yasaları ile yetinilmemelidir. Sorun en temelden çözülmelidir.
Gereğini kamuoyuna saygıyla arz ederiz.
HUKUKİ ARAŞTIRMALAR DERNEĞİ
DİYARBAKIR ŞUBESİ
Av. Recep KANDEMİR
...
...
|